Ilımlı Ebeveynlik: Döngünün Devamı mı? Eşsiz bir Süreç mi?

Hayatımız boyunca birçok çocukla yollarımız kesişmiştir. Bazılarımız ne yapacağını bilemeyip panik içinde çocuğun ağlamasının geçmesi için sağa sola koştururken, bazılarımız ise çocuğu kucağına alır almaz sakinleştirmeyi başarır. Peki, bu farkın sebebi nedir? Bunun önemli nedenlerinden biri, büyük ölçüde bebeklik döneminde gelişen bağlanma stilleridir. Ancak bu konunun ayrıntılarına ilerleyen yazılarda değineceğiz.

Bu yazımızın asıl konusu ılımlı ebeveynlik kavramıdır. Psikoloji ve bilim dünyası, ılımlı ebeveynliği en sağlıklı ve güvenli ebeveynlik tarzı olarak kabul eder. Bu noktada ebeveynlerin birçok özellik bakımından denge kurabilmesi önemlidir. Hatta ılımlı ebeveynlik, Descartes’ın yüzyıllar önce ortaya koyduğu “altın orta” anlayışının günümüzde ebeveynliğe yansıtılmış hali olarak da tanımlanabilir.

Ilımlı ebeveynlik; koruyucu ama kısıtlayıcı olmayan, özgürlükçü ama gerektiğinde yol gösterici, sevecen ama şımartıcı olmayan, sınırları olan ama gerektiğinde yeniden şekillendirmeye açık bir tutumdur. İlk bakışta kararsız bir tavır gibi görünse de aslında hayatta en zorlayıcı olan dengede kalabilmektir.
Toplum genellikle kişilerin taraf olmasını, etiketlenmesini ister; ortada kalanı sevmez. Oysa bilim, çocuklarımızın sağlıklı gelişimi için “ortada” olmanın gerekli olduğunu ortaya koymaktadır.

Günlük hayattan örnek verdiğimizde, aşırı zengin ama ebeveyn ilgisinden yoksun bireylerde de, yokluk içinde aşırı katı ebeveynlerle büyümüş bireylerde de sorunlar gözlemleriz. Farklı şekillerde dile getirilen bu sorunların temelinde hep büyük bir eksiklik vardır. Özellikle duygusal ihmal söz konusu olduğunda, boşluk hissi bireyin yetişkinlikte de peşini bırakmaz. Buradan bakıldığında, psikolojinin bu konuda söylediklerinde haklı olduğunu görmek mümkündür.

Ilımlı Ebeveynliği Kazanmada Önemli Noktalar

Bu ebeveynlik tarzını kazanabilmek için öncelikle sakinlik ve sabır gerekir. Çünkü yıllarca doğru bildiğiniz şeylerin çocuğunuz tarafından sorgulanması sizin için kolay olmayacaktır. Çocuğunuz birçok noktada sizinle çatışacak, sınırlarınızı zorlayacaktır. Aşırı tepki göstermeniz onun için “ilgi” anlamına gelebilir ve davranışı pekiştirebilir; hiçbir tepki vermemeniz ise kendisini ihmal edilmiş hissetmesine yol açabilir. Dolayısıyla, çocuğunuz sizin doğrularınıza ters bir davranış sergilediğinde sakin kalabilmek çok önemlidir.

Sakinliğin yanı sıra empati kurmak, çocuğun duygularını isimlendirmek ve duygu düzenlemede ona rol model olmak da büyük önem taşır. Örneğin çocuğunuz bir oyuncak almak için ısrar ettiğinde, siz de sinirlenir ve hiçbir açıklama yapmadan sadece “hayır” derseniz faydalı olmaz. Ancak onun duygusunu anlamaya çalışır, “Çok istiyorsun, farkındayım. Ağlaman bittiğinde seninle konuşalım.” gibi bir yaklaşım sergilerseniz ve ardından durumu açıklayıp alternatif sunarsanız çocuğunuz daha yapıcı yaklaşacaktır. Buradaki kritik nokta istikrardır. Çocuk, hangi durumda nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını bildiğinde davranışlarını buna göre şekillendirir.

Bunun yanı sıra şeffaflık ve dürüstlük de oldukça önemlidir. Eğer ertesi gün ona bir kıyafet giydireceğinizi söylediyseniz mutlaka giymelisiniz. Çünkü çocuk, sizin sözlerinizi bir güvence olarak görür ve buna tutunur.

Ses tonu da ebeveynliğin önemli unsurlarından biridir. Yetişkinlerle konuşurken bile karşımızdaki kişiye göre farklı tonlar tercih ederiz. Çocuklarımızla konuşurken ise mümkün olduğunca sıcak, sevecen ve ilgili bir ses tonu kullanmalıyız. Yüksek, tiz ya da sert sesler çocukları rahatsız edebilir; bu yüzden daha yumuşak ve kısık ses kullanmaya özen göstermek gerekir. Günlük iletişimde bu şekilde davranırken, istemediğimiz bir davranışla karşılaştığımızda kızgın ve sert değil, düz ve tepkisiz olmalıyız. Çünkü yoğun tepkiler çocuğun davranışını pekiştirebilir.

Çocuklarla iletişimde dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta da onlarla kurduğumuz bağı hissettirebilmektir. Canlarını tehlikeye atan bir durum olmadığı sürece onlara alan tanımak, kendi kurallarımız yüzünden tanıyamadığımız alanlarda alternatifler sunmak ve nedenlerini açıklamak önemlidir. Ne yazık ki toplum olarak çocuklarımızı “kendi fikirleri olan bireyler” yerine “bizim bir parçamız” gibi görme eğilimindeyiz. Ancak bu, onların benlik gelişimini zorlaştırır.

Son olarak, çocuklarımıza ilgi göstermekten çekinmemeliyiz. Eğitimlerde de öğrendiğimiz üzere, 3 yaşına kadar verilen ilginin şımarıklığa yol açmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. İlgi şımarıklık yaratmaz; ama tutarsızlık yaratır. Örneğin sabrınız tükendiğinde sadece sussun diye oyuncak almak, çocuğa ileride her istediğini ağlayarak yaptırabileceği inancını kazandırabilir. Ya da anne “hayır” derken babanın gizlice çikolata alması, iyilik değil, tam aksine zarar vermektir.

Unutmayalım: “Kızını dövmeyen dizini döver” değil, “Çocuğunu sevmeyen dizini döver.” Çünkü siz çocuğunuza nasıl davranırsanız, büyüdüğünde o da size aynı şekilde davranacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Marmara Üniversitesi'nde Psikoloji Okumak

Puanın Değil, Planın Kazansın: Tercih Zamanı

Psikologlar da İnsandır!