Pavlov’un Köpeği ve Little Albert Bizden Ne Çekti


Klasik koşullanmanın temelinde yer alan bu deney için derslerimizde gördüğüm teorik anlatıma ek olarak günlük hayattan örnekleri ve bu bir köpek değil de insan olsaydı nasıl olurdu ihtimallerini yazmak istiyorum bu hafta. Çoğu dersimizde insan için çok farklı koşullardan söz edilebilir deniliyor ve açıklama konusunda yetersizliklere değiniliyor. Gelin bugün bu eksiklikleri farklı araştırmalardan da destek alarak ele alalım.

Öncelikle Pavlov’un köpeği deneyi için koşullu/koşulsuz, uyaran/tepki şeklinde iki boyutun dörtlü kombinasyonuyla ortaya çıkan dört farklı ana kavramımız var. Bir uyaranın koşulsuz olması, doğal ve olağan akışta bizleri uyaran bir şey olmasından geçer. Bu doğal akışta koşulsuz uyarana verdiğimiz tepki ise koşulsuz tepkidir. Bu deneyde koşulsuz uyaran et iken, eti görünce köpeğin ağzından su akması koşulsuz tepkidir.

Koşullu uyaran ve tepkiden söz edebilmek için ortada bir klasik koşullama işlemi olması gerekir. Bunun için başta hiçbir tepki verilmeyen bir uyaranı koşulsuz uyaran ile beraber vererek canlının koşulsuz uyarana verdiği tepkiyi koşullu uyarana da vermesini sağlarız. Deneyimizde zil sesi ile et bir arada verildiğinde köpek salya akıtmaya devam eder.

Bu durum bir süre devam ettikten sonra işlemin başarılı olup olmadığını anlamak için ortadan koşulsuz uyaranı kaldırmamız gerekir. Koşulsuz uyaran ortadan kalktığında canlı, başta verdiği tepkiyi koşullu uyarana da veriyorsa klasik koşullanma başarıyla gerçekleşmiş demektir. Başarılı klasik koşullanma sonucunda deneyimizde köpeğin zil sesine salya akıtmasını bekleriz.

İnsanlar için yemek üzerinden bir örnek verecek olursak: Simit yememiş bir insan için taze fırından yeni çıkmış bir simit kokusu herhangi bir anlam ifade etmezken, bu kokuyu almış ve taze simidin tadına bakmış bir insan simidin kokusunu aldığında köpekte olduğu gibi tükürük salgılayabilir.

Klasik koşullanmanın insanlarda en çok karşılık bulduğu alan korku koşullanmasıdır. Bu durum herhangi bir korku için geçerli olabilir. Hayvanlardan korkan bir insan geçmişinde bir kedi saldırısına maruz kalmış olabilir ve kediyi kötü, her an saldırma ihtimali olan bir canlı olarak kodlamış olabilir. Kedilerle yaşadığı bu deneyim, o birey için genellemeye yol açarak tüm hayvanlardan korkmasına sebebiyet verebilir.

Buna bilim camiasındaki en bilinen örnek Little Albert deneyidir. Deneyde bir yaşını doldurmamış Albert adında bir bebekle korku koşullanması üzerine bir çalışma yapılır. Bu bebeğe başta beyaz tüylü birçok peluş oyuncak, fare, tavşan, tüylü palto, köpek gibi çeşitli şeyler gösterilir. Başta bunlardan hiçbirine korku tepkisi göstermeyen Albert koşullanma sürecine alınır. Koşulsuz uyarıcı olarak onun korkmasına yol açacak kadar yüksek sesli bir çelik vurma sesi kullanılırken, koşullu uyarıcı olarak beyaz laboratuvar faresi tercih edilir.

Albert fareyi gördüğünde koşullu uyaran devreye girerek onda korku tepkisini ortaya çıkarır. Bu işlem birkaç kez tekrarlandıktan sonra deneyin başarılı olup olmadığını anlamak için yeniden baştaki düzenek oluşturulur. Deney ortamına yeniden girdiğinde Albert’ın tepkileri tamamen farklı olur. Koşullanma yalnızca fare için gerçekleştirilse de paltodan oyuncaklara kadar birçok nesne onun için birer korku kaynağı haline gelir. İçinde bulunduğu deney onun psikolojik olarak sorunlar yaşamasına yol açmakla birlikte annesinin onu deneyden almasına ve bir bilinmezliğe karışmasına sebep olur.

Albert deneyi her ne kadar uç bir örnek olsa da günlük hayatımızda oldukça sık karşılaştığımız durumlarla benzerdir. Örneğin, anneniz siz ellerinizi yıkamadan sofraya oturduğunuzda size kızıyorsa, normalde korku tepkisi doğurmayacak bir durumu sizin için koşullamış olur. Kendi hayatımdan bir örnek vermem gerekirse, ben küçükken yüksekten korkmazdım. Aradan zaman geçti ve birkaç kez tansiyonumun düştüğü anlar oldu. O zamandan sonra annem her yüksek bir yerde bulunmamda ekstra korkmama sebep olacak şeyler söylüyor ve farkında olmadan bunu hep aynı ses tonuyla yapıyor. Bu farkında olmadan yaptığı koşullama nedeniyle şu an yüksekten korkuyorum ve bunun kaynağını bilmeme rağmen kendi kendime bu koşullanmanın önüne geçemiyorum.

Klasik koşullanmanın ortadan kaldırılması da aslında bir koşullanma sürecidir. Bundan dolayı benzer bir düzenek yeniden gerçekleştirilir ve zamanla adım adım normale dönülmesi beklenir. Koşullanmış davranış için sönme kendiliğinden de gerçekleşebilir; ancak sistematik bir durum olmadan olağan akışta kendiliğinden ortadan kalkan tepkiler zaman içerisinde kendiliğinden geri gelme eğilimi gösterir.

Özellikle korku koşullanmalarına dair bilişsel davranışçı ekolün uyguladığı sistematik duyarsızlaştırma da bir koşullanma yöntemidir; devamlılığı olan ve faydası kanıtlanmış bir tekniktir.

Koşullanmanın insanlar için eksikliklerine değinecek olursak, öncelikle bilişsel süreçleri göz ardı etmesi büyük bir etkendir. Rescorla’nın (1968) deneylerinde, koşullanmanın koşullu ve koşulsuz uyarıcı arasındaki bağlantının kurulmasıyla değil, bireyin uyarıcılar arasındaki ilişkileri öğrenmesiyle geliştiği kanıtlanmıştır. Bu noktada beklentinin rolü de oldukça büyüktür.

Sosyal bağlamın etkisini de göz ardı eden klasik koşullanma mantığı, Bandura’nın Bobo Doll Deneyi (1961) ile eleştirilmiştir. Bu deney, herhangi bir uyaran koşullanması olmadan da sadece gözlem yoluyla kişilerin saldırganlığı öğrenebildiğini göstermiştir.

Bireysel farklılıkların göz ardı edilmesi de önemli bir eksikliktir. Başta verdiğim sıcak simit kokusu örneği her ne kadar bana cazip geliyor olsa da bu tadı bilen fakat sevmeyen biri için pek de cazip olmayabilir. Aynı koşullar altında bende koşullanma gözlenebiliyorken, o kişide gözlenmeyebilir. Bundan dolayı kişiler iyice tanınıp buna yönelik koşullanma içerikleri oluşturulmalıdır.

Daha çok basit refleksler üzerinden ele alınan klasik koşullanma; dil, soyut düşünce, normlar gibi konularda yetersiz kalmaktadır.

Özetlemek gerekirse, bu yazıda klasik koşullanmanın temeli olan Pavlov’un Köpeği ve korku koşullanmasının en bariz örneği Little Albert deneyini ele aldım. Ardından günlük hayatta hem başıma gelmiş hem de gelme olasılığı yüksek olan birkaç koşullanma örneğine değindim. Sonuç olarak da bireysel farklılıklar, sosyal öğrenmenin ihmali ve bilişsel süreçlerin rolü noktasında klasik koşullanmanın yetersizliklerini tartışarak yazımı sonlandırdım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Marmara Üniversitesi'nde Psikoloji Okumak

Puanın Değil, Planın Kazansın: Tercih Zamanı

Psikologlar da İnsandır!