Mükemmelliğin Karanlık Yüzü: Nina Sayers'in Zihninde Çığlık Atan Kuğu
Film izlemek, bazen sadece bir hikaye izlemekten çok daha fazlasıdır; bir insan zihninin karanlık dehlizlerinde yolculuk etmektir. Ve bu yolculukta bize rehberlik eden karakterlerden biri de şüphesiz Black Swan (Siyah Kuğu) filminin ana kahramanı Nina Sayers. Nina'nın hikayesi, sadece bale sahnesindeki bir başarı öyküsü değil, aynı zamanda bağımlılık, mükemmeliyetçilik ve bastırılmış içgüdülerin çarpıcı bir psikanalizidir.
Gelin, Nina’nın kırılgan ve bir o kadar da hırslı ruh halini, bir
az da Freud’un gözlükleriyle inceleyelim.
Nina'nın Kişilik Yapısı: Kontrol, Bağımlılık ve Kırılganlık
Nina Sayers'i ilk gördüğümüzde, karşımızda oldukça karmaşık bir portre buluruz:
Aşırı Kontrolcü ve Mükemmeliyetçi: Yaptığı her şeyin kusursuz olması gerekiyor. Bir hatanın bile onu tamamen yıkıma sürükleyeceğini düşün
üyor.Bağımlı ve Boyun Eğen: Annesinin gölgesinde yaşıyor, bir otorite figürünün (anne veya eğitmen) onayı olmadan adım atamıyor. Kendi sınırlarını çizmekte zorlanıyor ve sürekli takdir arayışı içinde.
Çocuksu ve Bastırılmış: Film boyunca bir genç kız odasında, pelüş oyuncaklarla yaşıyor gibi bir izlenim veriyor. Bu çocuksuluk, büyüme sürecinde çözülememiş, travmatik dönemlerde takılı kalmış bir benliğin göstergesi olabilir.
Sanrılar ve Paranoya: İlerleyen süreçte halüsinasyonlar görmesi ve paranoik davranışlar sergilemesi, gerçeği algılama yeteneğinin giderek zayıfladığını gösteriyor.
Aslında tüm bu özellikler, Nina'nın filmin ilerleyen kısımlarında yaşadığı çöküşü kaçınılmaz kılıyor.
Freudyen Açıdan Bir Çocukluk İncelemesi
Psikanalitik kurama göre, yetişkinlikteki kişilik özelliklerimiz büyük ölçüde çocukluk dönemindeki deneyimlerimizle şekillenir. Nina'nın filmde gösterilmeyen çocukluğuna baktığımızda (ki film bize annesi üzerinden güçlü ipuçları sunuyor), bazı fiksasyonlar (takılmalar) varsayabiliriz:
Anal Dönem ve Mükemmeliyetçilik
Annesinin aşırı otoriter, kontrolcü ve her şeyin planlı olmasını isteyen yapısı, büyük olasılıkla Nina'nın anal dönemine denk gelmiştir. Bu dönemde katı kurallarla yetiştirilen bir çocuk, ileride aşırı hırslı, mükemmeliyetçi, düzenli ve dakik bir yetişkin olabilir. Nina'nın her hareketinin milimetrik olması gerektiğine dair inancı, bu anal fiksasyonun güçlü bir göstergesidir.
Oral Dönem ve Bağımlılık
Buna ek olarak, Nina'nın filmde gözlenen yeme bozukluğu eğilimleri, oral dönemde de bir fiksasyonun olduğunu düşündürebilir. Oral dönemde ihtiyaçları tam karşılanamayan bireylerde yetişkinlikte aşırı bağımlılık ve onay arayışı gözlemlenebilir. Annesine olan aşırı düşkünlüğü ve sürekli onay bekleme hali, bu dönemden kalan bir iz olabilir.
Elektra Kompleksi ve Otorite Figürü
Filmde bir baba figürünün olmaması ve annenin aşırı otoritesi, Nina'nın bilinçdışında bir Elektra kompleksi çözülememesine yol açmış olabilir. Erken çocukluktan beri yok olan baba figürünün yarattığı boşluk, ileride karşılaştığı ilk güçlü otoriter erkek figürüne (bale eğitmeni) yönelmesini açıklar. Eğitmeni onu "küçük kızı" gibi görmesi ve Nina'nın da bu ilişkiyi romantik bir ilgiye dönüştürme çabası, bu karmaşık dinamikle ilgilidir. Eğitmenin onu "masum ve çocuksu" bulması da Nina'nın çözülememiş çocukluk döneminde takılı kalmış benliğine işaret eder.
Id, Süperego ve Lily: Bastırılmış Benliğin Keşfi
Psikanalizin temel taşları olan Id (ilkel dürtüler), Ego (gerçeklik ilkesi) ve Süperego (ahlaki yargılar) çatışması, Nina’nın kriz anlarının anahtarıdır.
Süperegonun Baskısı
Nina'nın katı annesi ve kendi mükemmeliyetçiliği, onun üzerinde aşırı güçlü bir Süperego yaratmıştır. Bu Süperego, Id’den gelen cinsel ve agresif içgüdüleri sürekli olarak bastırır. Nina, bu baskı yüzünden Siyah Kuğu'nun gerektirdiği "özgür, vahşi ve baştan çıkarıcı" tarafı dışa vuramamaktadır.
Lily ve Bilinçdışının Yüzeye Çıkışı
Lily, tam da Nina'nın bastırdığı Id'in vücut bulmuş hali gibidir. Lily'nin rahat, pervasız ve vahşi Siyah Kuğu karakterini taşıması, Nina'nın bilinçdışında barındırdığı ancak Süperego tarafından yasaklanan tüm yönlerdir.
Filmin dönüm noktası, Nina'nın Lily ile dışarı çıktığı, alkol ve istem dışı uyuşturucu kullandığı gecedir. Bu anlarda Süperego’nun baskısı azalır ve Id’in dürtüleri gün yüzüne çıkar. Yıllarca işgal edilmiş olan kişisel alanını savunur, saldırganlığını gösterir ve baskılanmış eşcinsel eğilimleri ile yüzleşir. Kontrolsüz gibi görünen bu patlama, psikanalitik açıdan Nina'nın bilinçdışını keşfetme yolculuğunda atılan kritik, ancak sağlıksız bir adımdır.
Çatışma ve Savunma Mekanizmaları
Nina'nın iç çatışmaları, gerçeklik algısının bozulmasına yol açar. Kendisinden, bedeninden ve duygularından uzaklaşmaya (dissosiyasyon) başlar.
Otoagresyon (Kendine Zarar Verme): Saldırganlık içgüdüsünü (Id) dışarıdaki insanlara yöneltmek yerine, kendine yansıtarak (yer değiştirme) kendini kaşıma yoluyla zarar verir. Bu, zayıf bir Ego'nun başa çıkma stratejisi ve çocukluktaki fiksasyona bağlı savunma mekanizmasıdır.
Halüsinasyonlar ve Gerçeklik Kopukluğu: En büyük çatışması olan "normlara uyma/dürtüleri serbest bırakma" ikilemi, onu öyle bir noktaya getirir ki, yerini alacağını düşündüğü Lily’yi öldürdüğüne dair sanrılar görür. Hatta bu anlarda mekân ve zaman algısı tamamen kopuktur. Sahnede kanlar içinde dans ederken dahi camın kendisini kesip kesmediğini fark etmemesi, aşırı duygulanımdan ve gerçeklikten kopuşundan (dissosiyasyon) kaynaklanır.
Yüceltme ve İnkar: Eğitmenine yönelik duygusal ithamlar karşısında, "Herkes onu hoş bulur," diyerek durumu yüceltir. Eğitmenin "küçük kızım" demesine tepki gösterip inkar etmesi ise, onun çocukluk travmalarının ve ilişki çatışmalarının yüzeye çıktığını gösteren bir diğer savunma mekanizmasıdır.
Nina, annesinin kendisine yüklediği **"kariyer borcu"**nun baskısı altında ezilmiştir. Bu borçluluk hissi, annesinin kontrolünü kabul etmesine ve hayatındaki tüm çatışmalarda büyük rol oynamasına neden olur.
Son perdede, Ego ve Süperego'nun şiddetli çatışması sonucu Nina, hem masumiyeti (Beyaz Kuğu) hem de vahşeti (Siyah Kuğu) aynı anda sahnede sergileyerek "mükemmelliğe" ulaşır. Ancak bu, kendi canı pahasına kazandığı trajik bir zaferdir.
Nina Sayers'in hikayesi, bizlere bastırılmış duyguların ve aşırı kontrolün zihinlerimizde ne denli yıkıcı bir güç yaratabileceğini gösteren, unutulmaz bir psikolojik ders niteliğindedir.


Yorumlar
Yorum Gönder