Psikolojik Travma ve Benliğimize Etkileri



Bu yazımızda travmanın ne olduğunu ve biz insanlar için nasıl etkilere sahip olabileceğine kısaca değineceğiz. Travma dersini özellikle seçmiş ve bu dersi ala
nında çok yetkili bir hocamızdan almış olarak elimizden geldiğince travmayı farklı boyutlarda ele almayı istiyoruz.

Öncelikli olarak fizyolojik travmanın mantığını kavrayacak, ardından psikolojik travmayı tanıyıp potansiyel olarak gerçekleşmesi beklenen travma tepkilerine değinerek yazımızı sonlandıracağız.

Fizyolojik travma dediğimiz durum, bedenin sert bir darbe alması sonucu yaralanmasıdır. Bazen bu darbeler dışarıdan bariz şekilde görülebilen (açık kırıklar, morarmalar, deride şişlik ve ödem gibi) ya da görünmeyen (kapalı kırıklar, iç kanamalar gibi) travmatik durum ortadan kalktığında farkına varılan sonuçlar doğurabilir. Psikolojik travmada da benzer bir durum söz konusudur.

Psikolojik travmalar, kişinin olağan hayat akışına zıt, beklenmeyen, birçok farklı duyguyu tetikleyen bir olay ya da olaylar bütününün oluşturduğu psikolojik tepkidir. Aynı fiziksel travmada olduğu gibi, olayın hemen ardından bu tepkiler dışarıdan rahatlıkla gözlemlenebilir ya da gözlenmesi uzun zaman alabilir.

Hemen gözlemleyebildiğimiz tepkilerin bir kısmı kaç, savaş ya da don tepkileridir. Bir saldırıya uğradığımızda kaçmaya çalışmamız, trafik kazası ardından saldırganlaşmamız ya da kafamızı teğet geçen bir kuş ile karşılaşınca donmamız aslında çok normal tepkilerdir.

Bunlar, o anlamlandırmakta zorlandığımız tehlikeye verdiğimiz otomatik tepkilerdir. Vücudumuzdaki adrenalin düzeyi artar ve buna bağlı olarak kalp atışlarımız hızlanır, karaciğerden şeker salınarak kaslara yönlendirilir, sindirim baskılanır, göz bebeği büyür, mesane gevşer, bağırsak kasılır, hava yolları genişler. Tüm bu tetiktelik, otonom sinir sistemindeki sempatik sinir sisteminin tehlike karşısında aktive olmasından kaynaklanır. Günlük hayatımızda gevşediğimiz anlarda ise parasempatik sinir sistemi devrede olarak saydığımız tüm bu tepkilerin tam tersi ile karşı karşıya kalmaktayız.

Anlık olarak travmatik olaya verdiğimiz bu tepki mekanizmasında, tüm odak bedeni korumaya yöneliktir ve günlük hayatta gerçekleştirdiğimiz sindirim, idrar tutabilme gibi aktivitelere harcanan enerji azaltılır. Bedeni koruyabilmek için diğer tüm sistemlerden feragat edilir. Bu noktada anıyı depolamak da göz ardı edilebilir. Çoğu zaman büyük travmatik olayların yaşandığı anlar kesik film sahneleri gibidir. Çok canlı ve gerçekçi olabileceği gibi tamamen silinmiş olma ihtimali de bulunur.

Travma yaşamış kişilerde travmatik deneyim sonrasındaki birkaç gün;

  • olayı durmadan anlatma isteği ya da bahsetmekten kaçınma

  • olayla ilgili kâbuslar görme

  • Flashback’ler yaşama (olaya ait kesitlerin istemsizce zihinde canlanması)

  • Unutkanlık ya da fazla anımsama

  • Olaya dair “keşke şöyle yapsaydım” gibi düşünceler ile kendini suçlama

  • Öfke ve aşırı duyarlılık ya da uyuşmuşluk ve umursamazlık

  • Duygusal kopukluk

  • Ani irkilmeler ve aşırı tetiktelik

  • Anksiyetik bulgular gözlenmesi olasıdır.

Travmatik deneyim kişide bir hasar bırakmadığı takdirde, bu belirtilerin bir iki hafta içerisinde (deneyimin şiddetine bağlı olarak bu süre değişebilir) kendiliğinden azalarak geçmesi beklenir. Bu kendiliğinden geçme durumunu sağlayan özelliğimize dayanıklılık (resilience) deriz. Dayanıklılık, bir kişinin travmatik deneyimler karşısında esneyebilme kapasitesidir. Genellikle bir lastiğe benzetilen dayanıklılık kavramı, travma ile gerilen bu lastiğin kopmadan zaman içerisinde geri eski hâline dönebilmesini ifade eder.


Bazı durumlarda travmatik deneyim o kadar yoğundur ki, kişinin dayanıklılığı yeterli gelmeyebilir ve lastiğin kopmasına sebebiyet verebilir. Kopma durumunda, bahsettiğim travmatik deneyim sonrası gözlenmesi normal olan davranışlar ekstra yoğun bir şekilde ve bir ayı aşkın süre devam eder. Bu durum Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) olarak tanımlanır ve patolojik bir durumdur. Bu durumu sağlıklı bir şekilde atlatabilmek için tedavi almak önem teşkil etmektedir. Kişi kendi başına da TSSB'yi atlatma potansiyeline sahiptir ancak sürecin ekstra uzamaması ve kişinin hem kendisine hem de çevresine zarar vermemesi adına tedavi oldukça önemlidir.

Tedavi ardından kişinin eski hayatına geri dönmesi beklenen bir durumken, bir kesim insanda kendisini eskiye oranla çok daha iyi hissettiği tanımlanmıştır. Bu durum Travma Sonrası Büyüme (Post-Traumatic Growth) olarak adlandırılır ve beş boyutla tanımlanır:

  1. Kendine dair güçlenmiş hissetme

  2. İlişkilerinde derinleşme

  3. Yaşamın kıymetini fark etme

  4. Yeni yaşam olasılıklarını görme

  5. Ruhsal veya varoluşsal farkındalıkta artış

Bu deneyime sahip kişilerden genellikle “İyi ki o deneyimi yaşadım, yoksa bugünkü hâlimde olamazdım” ya da “Artık uyanmanın bile bir kıymeti olduğunu düşünüyorum” gibi sözler duymanız oldukça olasıdır. Bu kişiler genellikle TSSB geçirmiş ve ardından kendilerini yeniden yapılandırmış kişilerdir.

Özetle, psikolojik travma kişinin aldığı ruhsal bir darbe gibidir ve ardından kişinin bocalaması oldukça normaldir. Bu sarsıntı ardından kişi hemen kendisine gelebiliyorsa dayanıklılığı yüksektir ancak yaşanan olayın şiddeti arttıkça ya da ufak travmatik olaylar art arda tekrarlandıkça kişinin dayanıklılığı yeterli olmayabilir ve yıkıma yol açabilir. Bu noktada bir yardım almanın faydası olabileceği gibi, kişinin Travma Sonrası Stres Bozukluğundan sonra Travma Sonrası Büyüme göstermesine de vesile olabilmektedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Marmara Üniversitesi'nde Psikoloji Okumak

Puanın Değil, Planın Kazansın: Tercih Zamanı

Psikologlar da İnsandır!